Geçmişten Günümüze Savaş Kavramı

İnsanın tutum ve davranışları açısından, insanlık derecesine yükselebilmesi, fıtratındaki olumsuz yönlerini, müsbet davranış olarak kullanabilmesine bağlıdır. İnsanın mahiyetini oluşturan, yapıcı ve yıkıcı hasletlerin kendilerini ifade etme tarzlarından biri olan savaş, insanın tahrip gücünün açık bir göstergesidir. İnsanın bu yıkıcı güçlerini harekete geçiren şey, gerek hayatını sürdürebilmek, gerekse inandığı düşüncelerini ve ideallerini hayata geçirebilme ve insanlara ulaştırabilme düşüncesidir. İşte bu düşüncelerin pratiğe konmasını engelleyen şeylere karşı insanoğlu, tarih boyunca sahip olduğu güç kaynaklarını kullanarak mücadele usulleri geliştirmiştir Bu açıdan savaşmak, aynı zamanda hedeflerine ve ideallerine ulaşabilmek için gerekli gücü kazanabilme ve hedeflerine ulaşabilme açısından bu gücü, değişik usullerde kullanabilme anlamını içine alır.

Yaşadığımız dünyada her şey kendi içinde zıddını ortaya çıkardığından savaş düşüncesi, savaş karşıtı mücadeleyi ve barışı gerekli kılmıştır. İnsanlar değişik niyet ve maksatlarla tarih boyunca sürekli savaşmışlardır. Bu savaş insanın kendi içinde nefsine karşı; dış dünyada ise hayatını ve düşüncelerini tehdit eden varlıklara ve insanlara karşı devam etmektedir Neticede her milletin hem savaş hem de barış kültürü oluşmuştur.

İnsanların savaş usullerini birinci derecede belirleyen şey, yaşadıkları devirde var olan güç üretici araçların özellikleridir. İlâhî ihsan ve yardımları hariç tuttuğumuzda, sebepler planında insanın iradesine bağlı güç üreten üç temel vasıta vardır. Bunlar şiddet, servet (mülk ve para) ve bilgidir. İnsanlar hayatlarını devam ettirmede, düşünce ve inançlarını yaşayabilmede bu güç kaynaklarından birini veya hepsini değişik seviyelerde kullanır. Hayatını ağırlıklı olarak topraktan kazanan insanların güç kaynağını kas gücüne dayalı insan sayısı ve öldürücü özelliği sınırlı olan basit silahlar oluşturur Makineye dayalı üretim yapan sanayi toplumlarında güç, kas gücüne dayalı insan sayısı olmaktan çıkmış servete ve bilgiye dayalı teknoloji olmuştur. Bu değişimi erken hissedip ön hazırlıklarını zamanında yapamayan Osmanlı, sebepler planında güç merkezi olma özelliğini kaybetmiştir. Sanayi devriminden sonra güç, bilgiye dayalı serveti üreten ve yerinde kullanan kişi, grup ve milletlerin eline geçmiştir:

Günümüzde bilgiye dayalı ekonomik gücü sağla yan kritik faktör, “zamanında üretim ve zamanında müşteriye teslim” kuralına uygun üretim ve hizmet yapabilmektir.

Bilgiye dayalı ekonomiyi ve gücü önemli kılan şey, toprak, emek, ham madde ve hatta sermaye tükenebilir kaynaklar olmasına rağmen, bilginin sınırsız ve tükenmez oluşudur. Maddî birikimler, birim zamanda sadece bir defa kullanılabilirken, bilgi aynı anda birden fazla kişiler tarafından daha fazla bilgi üretmek için kullanılabilir.

Günümüzde gerçek savaş, bilim-teknoloji-sanayi üçlemesinin ürettiği ekonomiye dayalı savaştır. Ekonomik savaşın arkasındaki görünmeyen güç ise zihin gücü olup, bilgiye ulaşma hızı, bilgiyi doğru yerde ve zamanında kullanabilme kapasitesiyle bağlantılıdır. Bu savaşın temelinde yeni teknolojilerin üretimine yol açan üç temel doğurgan teknoloji vardır. Bunlar gen mühendisliği (rekombinant DNA Teknolojisi), bilgisayar ve iletişim teknolojileri ile uzay teknolojisidir. Bu üç temel teknolojinin en az birinde söz sahibi olmadan, karşılıklı bağımlılığı ve diyaloğu mecburi kılan geleceğin dünyasında onurlu bir hayat sürmek mümkün görünmemektedir.

Işık hızında hareket etmeye başlayan para ve sermaye, bilginin üretimini, aktarımını da aynı ölçüde hızlandırmaktadır. Zaten tarihin bugünkü anını daha önceki dönemlerden en çok ayıran şey, değişim hızıdır, Ancak hızlanma, küresel sistemin tümünde aynı değildir. iş akitlerinin hızından politik değişimin tempolarına, teknolojik yeniliklerin ve diğer değişkenlerin hızlarına kadar hayatın genel akışı, tarım ekonomisine dayalı toplumlarda en yavaş, sanayi toplumlarında biraz daha süratli ve bilgi çağı ekonomilerine geçmekte olan ülkelerde elektronik seviyelerdedir. Sonuçta milletler ister istemez sahip oldukları üretim araçlarının özelliklerine bağlı olarak yavaş toplumlar, geçiş sürecinde olanlar ve mal, hizmet, bilgi ve sermaye akışını bölge, ülke ve dünya çapında çok hızlı gerçekleştiren milletler şeklinde üç gruba ayrılmaktadırlar.

Tek maksatlıdan çok gayeli kullanıma sahip teknolojilere geçişin yaşandığı günümüzde, izlenmesi gereken kritik faktör silahlar değil, yüksek katsayılı güç üreten teknolojilerdir.

Kaba kuvvetten zihin gücüne dayalı ekonomilere geçerken “zihin gücü savaşı” diyebileceğimiz yeni usuller de hızla uygulama alanına girmektedir. Çünkü bilginin güç kaynağı olduğu toplumların savaş stratejileri farklıdır. Bilgi, bir yandan üretimin merkezî kaynağını oluştururken, öte yandan imhanın da merkezî kaynağı olmaktadır. Mesela bir ecza fabrikasının biyolojik silah üretme kapasitesi kendi içinde olduğu gibi, kaliteli otomobil üreten bir fabrikada bulunan sayısal kontrollü makineler roket de üretebilir. Güç kaynağını bilgiye dayalı servet ve şiddet üretiminden sağlayan kişi, grup ve milletlerin savaş biçimi, öncelikle düşmanın iletişim yollarını keserek veya bozarak onları güçsüz ve savunmasız bırakmak ve sonra gerekirse yok etmektir. Teknolojilerin ve ürünlerin çeşitliliği arttıkça, silahların da çeşitliliği artacaktır. Savaş sırasında öldürücü olmayan ses ötesi caydırıcılar, insanları geçici olarak kör eden lazer silahları, uyku getiren silahlar, düşman araçlarını devre dışı bırakan zemini kaygan hale getiren anti-traksiyon malzemeler ile ulaşım yollarının spreylenerek belli süre kullanılamaz hale getirilmesi, polimer yapıştırıcılar, hedefe yöneltilen enerji silahlarının yakıtın moleküler yapısını değiştirerek araba ve uçakların çalışmasını önleme, ilk akla gelenlerdir. Sivil ekonomideki mikro elektronik temel üzerine inşa edilen akıllı silahlar, sesi, ısıyı, radar ve diğer elektronik sinyalleri seçebilirler; gelen bu verilen bilgisayarlarında işleme tabi tutabilirler… Sonra da belirli hedefin tanıtıcı “imzasını” seçerek, hedefi imha ederler. Gaye; bir hedef ve bir vuruştur. Mesela bugün bir F-117 uçağı bir sortide bir tek bomba atarak II. Dünya Savaşı’nda B-17’lerin 4500 sorti ve 900 bomba, ya da Vietnam’da 95 sorti ve 190 bomba atarak yaptığı işi yapabilmektedir. ABD ve Fransa gibi silah üreticileri ihraç ettikleri uçaklara, roket atarlara tank veya füzelere uzaktan kumanda edilebilen elektronik çipleri yerleştirmektedirler. Bu elektronik entegre devreler, ağır ve öldürücü silahları bir anda sapan taşı gibi tesirsiz bir hale dönüştürmektedir. Dolayısıyla bugün Müslüman ülkelere satılan bombardıman uçaklarına veya ağır silahlara bu tür devrelerin üretici firmalar tarafından yerleştirilmediğini kimse garanti edememektedir. Bilgi yoğunluklu silahları ve savaş aletlerini satın alan ülkelerin bu silahları, üreten firmanın istemediği hedefler için kullanabilmesi, bu teknolojiye hâkim değilse çok zordur. Kullanmaya teşebbüs edildiğinde, ya cihazlar kilitlenmekte veya silahların hedefi vurucu ve öldürücü özelliği azaltılmaktadır.

Yarının askerî stratejilerinde diğer ülkelerden belirli beyin gücünü kendi ülkelerine çekmeye yönelik politikalar önemli yer tutacaktır. Ayrıca bilgi stratejileri, önemli bilim adamı ya da mühendislerin potansiyel düşmanların tarafına geçmelerini yasaklayacak planlar içerecektir.

Kas gücüne ve ilkel silahlara dayalı savaş ile servete dayalı savaş ve bilgiye dayalı savaş usulleri arasında temel ve kesin nitelik farkları olduğundan, bilgiye dayalı servet ve şiddet üreterek savaşan veya kendini müdafaa eden milletlerin karşısında uzun süre direnebilmek, İlâhî yardımlar hariç tutulursa imkânsızdır. Günümüzde insanî ölçüler içinde yaşamak için gerekli hayat standartlarının temel kaynağı, geçerli bilim-teknoloji-sanayi üçlemesine hâkim olmadır. Dolayısıyla da inançlarımız doğrultusunda yaşayabilmek için ihtiyaç duyulan mücadele veya savaş, bugün, harp meydanlarında değil, bilim ve teknoloji etrafında cereyan etmektedir.

17-19. asırda sanayileşme etrafında dönen güç kazanma savaşını kaybeden Müslüman dünyası, yepyeni bir ekonomik savaşın içine çekilmiş bulunmaktadır. Yüksek katsayılı ekonomik güce sahip olabilmek için bilim ve teknolojiye sahip olma savaşının başarıyla kazanılması, İslâm dünyası için kaçınılmaz hale gelmiştir. Çünkü her şey netice itibariyle ilme bağlıdır. Ayrıca düşmanımız olan cehalet, zaruret ve ihtilafa karşı ilim sanat – teknoloji, ittifak silahlarını kullanmak ve ilim, teknoloji, sanayi üçlemesi etrafında dönen bu savaşın kurallarını öğrenmek zorundayız. İkinci bir diriliş olacaksa bunun yolu sebepler planında bu savaşı kazanmakla olacaktır. Müslümanların bu bilim ve teknoloji savaşını kazanmaları iki açıdan mecburidir.

Birincisi üç asırlık mağlubiyet, ezilmişlik ve geri kalmışlık psikolojisini yenerek, kaybettiği onurunu ve izzetini yeniden kazanmak, geçmiş atalarından üzerine kalan bir borçtur. Bu borcun ödenmesi için ekonomik gücü üreten ve kuvveti hakka hizmetkâr kılacak vasıtalara hâkim olmak gerekmektedir.

İkincisi Müslümanlar bütün insanlığa gelen ve kıyamete kadar son din olan özünde, hak, adalet, şefkat, hoşgörü mesajları bulunan evrensel bir dinin temsilcileridir. Bu hak ve evrensel dinin günümüz şartlarında hayata hayat olabilmesi ve insanlığa ulaştırılabilmesi için temsilcilerinin vasıflarının da evrensel olması gerekmektedir. Ayrıca hakkın temsili için kuvvete ihtiyaç vardır. Bunun için de çağın güç ve kuvvet üreten aracı olan bilim ve teknolojiye sahip olma ve onu geliştirme mecburiyeti doğmuştur. İslâm’ın evrensel mesajlarını bütün insanlığa taşımak için günün bilim ve teknolojisine sahip olma, önemli ve tesirli bir araçtır.

NE YAPMALIYIZ?

Bu bilim ve teknoloji savaşına katılmak isteyen idealist gençlerin, sebepler planında mağlup olmamaları için bazı temel vasıfları kazanmaları gerekmektedir.

Öncelikle, kaybettikleri iman kaynaklı aşk, şevk ve çalışma disiplinlerini yeniden kazanmaları gerekir. Bundan sonra iman kaynaklı aşk ve şevkin verdiği güç ve enerjiyle, yaşanılan çağ, idrak edilmeli ve çağın üslubuna göre davranılmalıdır. Diğer deyişle yukarıda mahiyet değiştiren savaş usullerini, inanan insanlar günümüz şartlarında yeniden ele alıp değerlendirmelidirler. Nefislerini ıslah etme ve insanî değerlerle donatma şeklinde verilen mücadeleyi, ayrıca çağın ilmine ve teknolojisine hâkim olabilmek ve bunu haklan hizmetinde kullanabilmek için de vermelidirler.

Yaşanılan çağın anlaşılıp izlenebilmesi, bilim-teknoloji-sanayi üçlemesine hâkim olunabilmesi için üniversite tahsili yapan gençlerin en az bir yabancı dili – öncelikle İngilizce’yi- çok iyi derecede konuşup anlayabilmesi gerekli ön şartlardan biridir. Zira bugünün dünyasında İngilizce, bilim ve teknolojinin ortak dili haline gelmiştir.

İkinci olarak gençler meslekî alanlarında milletlerarası standartları ve kaliteyi yakalamalı, başarılarını mahallî ve millî değil, milletlerararası kriterlere göre değerlendirmelidirler. Başarının gerçek göstergesi, dünya çapındaki yarışmalarda alınan veya paylaşılan dereceler ve sertifikalar olmalıdır.

Üçüncü olarak bilginin çok hızlı üretilip kısa sürede eskidiği günümüzde, kendini güncelleştirmesi ve yenilemesi için mesleki ve sosyal hayatında, bilgisayarı yardımcı araç olarak kullanabilmeli ve ondan azamî istifade etmenin yollarını bulmalıdır. Çünkü günümüz, “beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” hadîs-i şerifinin manasının hayata geçirildiği ve her şeyin ilme bağlı olduğu bir çağdır. Zira bugün anlaşılması önemli olan bir gerçek vardır. O da kullanım değeri kalmamış eski bilgilerini bir kenara koyup yeniden öğrenmeye başlamak, bir başka deyişle, eğitim ve öğretimi ölüme kadar devam eden kesintisiz bir süreç olarak idrak edebilmek ve gereğini yapabilmektir.

Dördüncüsü, bu gençler hal ve hareketlerinde, verecekleri kararlarda, matematikî düşünmeyi esas almayı öğrenmeli, özellikle istatistikî hata ve yalanlardan korunma hususunda eğitimden geçmelidirler.

M. Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından yeryüzü mirasçılarının vasıfları olarak tanımlanan bu özelliklere sahip gençler, daha sonra meslekî alanlarında uzmanlaşmaya gitmeli, problem çözmeye yönelik düşünme tarzını benimsemeli ve disiplinler arası işbirliğini esas alarak problemlere ve ülke meselelerine çözüm üretmelidirler.

Bu özelliklere sahip gençler yetiştirme yönünde politikalar geliştirilir ve gerekli teşvikler sağlanırsa, millet olarak üç-beş asırlık zillet ve mağduriyetimiz sona erecek ve 1. ligde oynayan milletler sınıfına dâhil olacağız. Hepsinden önemlisi İslâm’ın evrensel mesajını insanlığa iletmede önemli ve etkileyici bir vasıta olan bilim-teknoloji-sanayileşme üçlemesinden doğan güçle, yeryüzünde barış, adalet, sevgi ve hoşgörünün yeniden hakim olmasına vesile olacağız.

Kaynak: TOFFLER Alvin ve Heidi.(1993). 21. Yüzyılın Şafağında Savaş ve Savaş Karşıtı Mücadele.(çev. M. Harmancı) Sabah kitapları, Gençlik Yayınlan A.Ş. İSTANBUL
GÖKER, H. A. (1995). Bilim Tek­noloji Sanayi Üçlemesi ve Türkiye Üzerine Söyleşiler. Sarmal yayıne
belgesi-2114

Belgeci , 2422 belge yazmış

Cevap Gönderin