Tarihte Türkler ve Medeniyetleri

İçinde yaşadığımız yurdu başkumandan olarak kurtaran Atatürk, bağrından çıktığı Türk milletini daima üç haliyle gözünün önünden ayırmadı:

 

Geçmişte Türk varlığı, yaşayan Türk milleti, gelecekte Türk.

 

Geçmişte Türk varlığını araştırdığı zamanların yakın şahidi ve beraber çalışanı oldum. Çünkü tarihte Türk medeniyetini bilmek, yaşayan Türk milleti için bir temel üzerinde bina kurmak demektir. Atatürk işte bu temelin derinliklerine nüfuz etmek istemiştir. Çünkü, kendisinde bir soru düğümü olan, altıyüz yıllık tarih, Türk varlığı için kâfi temel sayılamazdı. Bilhassa eski çağlara kadar gidebilen yeni tarih ufuklarının bizim kavmimiz için de açılmış olması lazımdır. Tarihi devirlerde çeşitli coğrafi bölgelerde bir varlık göstermiş olan Türk kavimlerinin, daha eski devirlere giden kökleri olmaması imkânsız görülüyor. Bugün millet mefhumu altında teşekkül etmiş bir Türk varlığının, kavim olarak yaşadığı devirler elbette ki olmuştur. İşte Atatürk, bu devirlerdeki Türk kavminin, tarihi çağlarda olduğu gibi, ana-yurttan akınlarla yayılma izlerini belgelere dayanarak tarihçilerin incelemesini istedi. Bu çeşit belgeler inceleyenlerce bilinmektedir ki, en son çıkan eserlerde dahi ele alınarak izah edilmektedir. Bunları yakından inceleme fırsatını elde edemeyen bazı vatandaşlarımız bu gerçeği yanlış anlama yoluna gitmişlerdir. Mesela, ana-yurttan vukubulan bu akınları göz önünde bulundurarak “Dünyayı Türk yapıyorsunuz” demişlerdir. Bu görüş, yakinen biliyorum ki, Atatürk’ün esas fikri değildir.

 

Bunu şöyle izah etmek isterim: Tarihi devirlerin Türk varlığını, nasıl ki bazen devlet kurmuş olarak, bazen kabile akını halinde başka devletlerin içine girmiş bir halde tespit edebiliyorsak, ondan önceki devirlerde de durum böyledir.

 

Tarihi devrin akınlarıyla dünya Türk olmadığına göre, ondan önceki devirlerde de Türk varlığının izlerini bulmak mümkündür. İşte Atatürk’ün kafasında düğümlenen soruların cevabı bu idi. Türkün bugünden geriye giden tarih halkalarında boşlukları tamamlamak ve mümkün olduğu kadar derin temellerinde bu mevcudiyeti bulmak, ilmi yollarla araştırmaktır.

 

”Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve şumullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, incelemek Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur” diyen Atatürk, tarihi statik olmaktan kurtarmak istemiş, daima dinamik bir karakterle yeni nesillerin yurt ve millet tarihinin üzerinde çalışmasını istemiştir.

 

O demiştir ki: ”Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

 

Bu hali herkes nefsinde tecrübe edebilir. Cedlerimize ait medeni bir eser karşısında, duyduğumuz milli heyecan üzerinde düşüncelerimizi teksif edelim. Burada şunu belirtmek isterim. Dünyanın en güzel medeni eserleri karşısında duyduğum hayranlık yanında, milletime ait eserlerden büsbütün başka bir heyecan duymuşumdur. Birincilerini, güzel bir insanın zevkiyle seyrederim. Halbuki ikincisini, benimseyerek ve onda milletimin müşterek vasıflarını bulan milli bir gurur ve heyecanlı hislerle görürüm. İşte böylece tarihimizin yakın geçmişte ve daha eski çağlarda, milli benliğimizi aramak, bilmek ve onu yaşatmakla, bugünü idrak etmiş oluyoruz.

 

Yalnız bir de bu vesile işe şuna işaret etmek isterim ki, tarihte hatalı gördüğümüz şeylerden bir intibah dersi almalıyız.

 

Mesela Atatürk, son Osmanlı devletinin çökme sebeplerini bilmekle, iyi dersler almıştır. Fakat yine Osmanlı devletinin yükseliş devri için, hayranlık ve muhabbet beslemiştir. Onun için, Fatih sadece bir Türk büyüğü değil, cihan tarihinde de en büyük adamdır. Devleti kuran Osman ve Orhan’da bulduğu karakterler üzerinde bilhassa hassasiyetle durmuştur. Fakat asıl Türk varlığına; maddi manevi eserleriyle katkıda bulunan kişilerin tanıtılması ve tarihi değerlerinin ortaya çıkarılmasını öngörmüştür. Çünkü medeniyet eserleridir ki tarihte bir kavme esas yerini buldurur.

 

Bununla beraber, o, rasizmi (ırkçılık) benimsememiştir. üstün ırk nazariyesini Atatürk telkin etmekten daima çekinmiştir. Türk milletinin ırkî vasıflarının, bugünkü ilmi metotlarla tespit edilmesini isterken, sadece hakiki durumun meydana çıkmasını istemiştir. Yoksa kendi zamanındaki diğer memleketlerdeki politika cereyanlarında güdülmüş olan ”rasizm” fikri bizde asla yer almamıştır. O, her millete değer vermiş ve onları hürmete layık addetmiştir.

 

Ancak, kendi mensup olduğu milletin de hakiki değeriyle tanınmasını hedef tutmuştur. Atatürk, milli siyaseti devlet reisi olarak şöyle izah etmiştir:

 

”Milli hudutlarımız içinde, her şeyden evvel kendi kuvvetlerimize dayanarak mevcudiyetimizi muhafaza etmek, millet ve memleketin hakiki saadet ve umranına çalışmak, alelıtlak tûlü emeller peşinde milleti işgal ve iğfal etmemek, medeni cihanda medeni ve insani muameleye ve mukabil dostluğa intizar etmek.”

 

Kaynak: Atatürk’ten Yazdıklarım
belgesi-2583

Belgeci , 2422 belge yazmış

Cevap Gönderin