Sekiz gün öncesine kadar Pazarcık, Papulas’ın yönetimi altındaymış, koca kasaba bunu hatırladıkça korkudan ürperiyor. Dokuz gün dokuz gece, savaşın sonunu beklemiş, ama Yunanlılar her şeyi yakmaya vakit bulamadan çekilip gitmişler.

 

Evinde kaldığım İbrahim Bey, bu komutan ile kurmay heyetini misafir  etmek onuruna kavuşmuş. Bundan dolayı kendisini bir türlü teselli edemiyor. Bana Yunanlıların bıraktıkları bir sürü evrak getirdi. Bunlar arasında bir mektup buldum. İngiliz subayı Storr’un tercümanı Sava tarafından yazılmış olan mektupta, konforluca bir oda hazırlanmasını emretmekte.

 

İki gün evvel Mustafa Kemal ve İsmet paşalar aynı odada yatmışlar. İbrahim Bey çok uyanık bir zat, evinin altındaki mahzen yiyecek ve içecekle dolu.

 

Pazarcık’taki memurlar gelerek taptaze hatıralarını anlattılar. Düşmanın yeniden bir karşı taarruza geçmesi ihtimali olup olmadığını endişe ile soruyorlar.

 

İlkbaharda Anadolu kasabaları çok sessiz ve sakin. Fakat zaman çabuk geçiyor ve işte, şafak sökmek üzere. Bizi uyandırmak için kapımıza vuruluyor. Arabalar erkenden koşulmuş. Herkes telâş içinde, tuvalet ve yol hazırlığı ile meşgul.

 

Nihayet yola çıktık. Yol boyunca sekiz saat, Birinci Tümen’in süvari taburu, etrafımızda dolaşarak ilerliyor, zaman zaman, yolun iki yanındaki tepelere tırmandıktan sonra aynı hızla aşağı iniyorlar. Manevraları çok seri, âdeta kanatlanmış gibi gidiyorlar. Manevraya katılan piyadelerle topçu bataryaları da yanımızdan geçtiler. Her yandan makineli tüfek sesleri geliyor. Süvari taburu gözden kayboldu.

 

Bir ara durduk. Kafilemizdeki askerler yere birkaç battaniye serdiler ve çaydanlığın çevresine bağdaş kurup oturduk. Denizden bin metre yükseklikteyiz ve Yunan hatlarına çok yakınız. Subayların ve askerlerin büyük bir rahatlıkla iş görmeleri beni duygulandırdı. Berikilerde ne çok sertlik, ötekilerde ne fazla bir aşağılık duygusu var. Emirlere derhal uymak alışkanlığından gelen bir rahatlık bu. Tehlikenin yakınlığı da aralarındaki bağı daha sıkılaştırıyor. Birinci Tümen, bütün fertleri birbirine yardım eden bir aile gibi.

 

Bu kısa mola son bulmak üzere. İki dakika içinde çay, battaniye, dürbün, her şey ortadan kayboluverdi. Yanmakta olan İnegöl’ün üstündeki üzeri karlarla kaplı Uludağ’a son defa bir göz attık. Sivillere özgü bir saflıkla, ovayı seyretmek için, bulunduğum siperi terk ettiğimden dolayı beni yavaşça azarladılar. Bu mevzii korumakla görevli askerler, arabanın önüne dizilerek son kez bizi selâmladılar.

 

Kaynak: Kurtuluş Savaşı Sırasında Türk Milliyetçiliği
belgesi-2704

Belgeci

Share
Published by
Belgeci

Recent Posts

Galata Kulesi

Galata Kulesi, dünyanın en eski kulelerinden biridir. 528 yılında Bizans İmparatoru Justinianus hükümdarlığı sırasında yapılmıştır.…

6 saat ago

Demir

Demir elementinin özellikleri Arı halde gümüşsü beyaz renkli bir metal olan demir (Fe), dünyada ki…

18 saat ago

Canlılarda Üreme ve Çoğalma

Üreme:Canlıların soylarının devamı için kendilerine benzer yavrular meydana getirmelerine denir.Eşeyli ve eşeysiz olarak iki şekilde…

1 gün ago

Ataol Behramoğlu

13 Nisan 1942'de İstanbul Çatalca'da doğdu. İlköğrenimini Kars ve Çankırı'da yaptı. 1966'de Ankara Üniversitesi Dil…

2 gün ago

O’na Hacker Denmez !

İnternet dünyasında maalesef gerek basında çıkan haberler olsun gerekse okuduğumuz makaleler olsun bize hep hackerlar…

2 gün ago

Replay Attacks [Yeniden Gönderme Saldırıları ]

Replay kelimesinin türkçeye tam olarak nasıl çevrildiğinden emin olamadığım için, başlığı yazarken  kendimce en manalı…

3 gün ago