Çok Partili Sistem Üzerine

”İnsanların tarihten alabilecekleri mühim dikkat ve intibah (uyanış) dersleri; bence devletlerin umumiyetle siyasi müesseselerin teşekküllerinde, bu müesseselerin mahiyetlerini tebdilde (değiştirmede) ve bunların inhilâl (dağılma) ve inkırazlarında (yıkılışlarında) müessir olmuş olan sebepler ve âmillerin tetkikinden çıkan neticeler olmalıdır. Mesela, Osmanlı İmparatorluğu’nun doğmasını mucip olan (gerektiren) sebep ve âmillerin tetkikinden çıkan netice, mühim olduğu gibi, bu imparatorluğun batması sebep ve âmillerinin tetkikinden çıkacak netice de o kadar mühimdir. Bu tetkiklerde, şüphesiz siyasi müesseseyi kuran milletlerin her nokta-i nazardan harsları derecesi mütalaa olunur; şahısların müspet veya menfi tesirleri nazarı dikkate alınır.

 

Siyasi müesseselerin değişmesine misal olarak bugünün bir hadisesini de tahlil edebiliriz. Malum olan sebepler ve âmillerin tesiri altında, Türkiye Cumhuriyeti teşekkül etti. Müdafaai Hukuk Cemiyeti esas olmak üzere siyasi bir fırka vücuda geldi (Cumhuriyet Halk Fırkası). Bu fırkanın karşısında teşkil edilmek (oluşturulmak) istenilen bazı siyasi zümreler, cumhuriyetçilik ruhuna malik olmadıklarından yaşamak hakkı bulamadılar. Cumhuriyet Halk Fırkası memlekette tek kaldı. Büyük Millet Meclisi’nin umumi heyeti, bu fırkanın mensuplarından ibaret oldu. Reisicumhur ve hükümet ricali bu fırkanın erkânından, bu fırka mebuslar heyetinin intihap (seçtiği) ve itimat ettiği zatlar oldu. Cumhuriyet Halk Fırkası’nın esas prensipleri ve bu prensipler icabını tatbik eden bugünkü hükümet, cumhuriyet temelini sağlamlaştıracak vasıflarda ve mahiyettedir. Bunun böyle olduğu senelerden beri görülen tavrı hareket ve eserlerden kolaylıkla anlaşılabilir. Fakat bu vaziyetin devamından hatıra gelen ve görülen mühim mahzurlar vardır. İlk söylenebilecek mahzur, Meclis yalnız bir fırka mensuplarından olunca, o fırkanın iktidar mevkiinde tuttuğu hükümetin icraatının kâfi derecede münakaşa ve tenkit edilmemiş olmasıdır. Bu noksan iki sebepten neşet edebilir (meydana gelebilir).

 

Birincisi Meclis’in kendi fırkasından olan reisicumhur ve onun intihap ettiği başvekil ve arkadaşlarına çok itimadı olabilir. Bu sebeple meclisten geçen ve geçmeyen işleri, uzun uzadıya tetkike lüzum görmeyebilirler. İkincisi, aynı fırka arkadaşı olmak, arkadaşlıkta lüzumsuz ve zararlı bir hassasiyet uyandırabilir.

 

Tenkit ve muaheze (çıkışma) ile birbirini gücendirmemek gibi bir vahime (kuruntu) uyanabilir. Bunlardan başka sebepler de inzimam eder (katılabilir); yavaş yavaş hükümet ve onu intihap eden reisicumhur, meclisten aldıkları ve bazı mühim ve heyecan verici hâdiseler münasebetiyle alabilecekleri selâhiyetleri tenkitsiz tatbike alışırlar. Bu hal âdet derecesinde kökleşebilir. Çünkü az tenkitli veya tenkitsiz iş görmek, her hareketi tenkit göreceği düşünerek hareket etmekten daha kolaydır; zamanla bu vaziyetin nasıl bir şekil alacağını kestirmek güçtür.

 

Devlet riyasetine gelen zat, bilhassa muktedir (güçlü), faal olur, devlet ve millete kendi şahsına muhabbet ve takdir kazandıracak büyük hizmetler yaparsa, zahiren (görünüşte) Meclis vaziyetine ve cumhuriyet şekline gayet hürmetkâr ve itaatkâr görünürse, tehlike büyür. İstenmediği halde devletin hakikatte mahiyeti (niteliği) değişebilir. Bu yeni mahiyetin yeni ismini takınması zaman meselesi olur. İşte, bu esaslı mütalaaya mebni (dayanmış) olmalıdır ki, Reisicumhur Gazi’nin tensip ve teşvikiyle olduğu anlaşılan yeni bir fırka, Serbest Cumhuriyet Fırkası teşekkül etmiş bulunuyor. Temiz fikirler etrafında teşekkül eden ve tabii bir surette Cumhuriyet temeli üstüne yükselecek olan bu fırkanın mevcudiyeti, hatıra gelen mahzurların vücut bulmaması için, esaslı bir tedbirdir. Memlekette Cumhuriyet Halk Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası birbirini kontrol edecek, birbirinin fikirleri, niyetleri, hareketleri hakkında efkâr-ı umumiyeyi tenvir edecektir (aydınlatacaktır). Bu sayede şahsi selâhiyetlere dayanarak, şahsi hareketler milletin gözü önünde bulundurulacaktır. Milletin şahıslara, kendini unutacak ve kendini kaptıracak kadar meclup (bağlı) olması, iyi netice vermez. Bunun tarihte misalleri çoktur.

 

Oktav’ın elinde beş yüz seneden beri devam eden Roma Cumhuriyeti, sessiz sedasız, yavaş yavaş hemen mutlak bir hükümdarlığa döndü. Oktav daima Senato’ya dikkat ve hürmet ederdi. Zevahiri (durumu) kurtarmaya çalışırdı. Hürriyet taraftarlarını hoşnutsuzluğa sevk etmezdi.

 

Oktav, hayat kaydı şartıyla konsüllüğü reddetti; diktatörlüğü asla kabul etmedi. Ogüst herkesin iyiliğine çalışırdı. Efkâr-ı umumiye kendisiyle beraberdi. Senato’ya kendisini çok sevdirdi, her ne vakit iktidardan çekilmek istediyse. Senato rica ile kendisine iktidarı muhafaza ettiriyordu. Senato Oktav’a Ogüst unvanını verdi. Bu unvan o zamana kadar yalnız mabutlara (tanrılara) verilirdi. Oktav bu yeni unvanla bir nevi kudsiyet inkisap etti. İşte bütün bu tevcihler Oktav’ı askeri ve sivil bütün iktidar ve selâhiyetleri, yavaş yavaş nefsinde (kendinde) toplamaya sevk etti. 44 sene devam eden bir Ogüst devri, cumhuriyetin unutulmasına kâfi geldi. Ogüst’ten sonra, içlerinde Neron dahi bulunan imparatorlar Roma devletini yıkıncaya kadar Roma’da taht sahibi oldular.” (1930)

 

Kaynak: Atatürk’ten Yazdıklarım
belgesi-2605

Belgeci , 2422 belge yazmış

Cevap Gönderin