Osmanlı Hükümetinin Büyük Devletlere İlk Başvurması

Bundan sonra Osmanlı hükümeti 3.11.1912’de elçilerine bir genelge yollayıp şunları bildirir:

 

Önce düşmanlarla bırakışma ve ondan sonra da toprak bütünlüğümüz korunmak şartıyla barış yapmak istiyoruz, bu yolda yanında bulunduğunuz devlete başvurun. Şartları ”Concert Européen” (1) bildirsin.

 

Bu istek Osmanlı büyükelçilerine tellenirken Nâzım Paşa’nın sadarete karşılığı gelmekte idi.

 

Bunun tarihi de 3.11.1912’dir (2). Bunda Lüleburgaz vuruşmasının sonu ve başkomutanlığın artık her türlü ümidi kaybettiği görülmektedir; muterize (parantez) içinde olup da sonunda M. N. (Mehmet Nihat) harfleri bulunan kısımları Yarbay Nihat’ın, Nâzım Paşa’nın yazıları üzerindeki düşüncesini bildirmektedir.

 

”2’nci Şark Ordusu evvelce de arz olunduğu üzere bize müsait surette harp etmekte olduğu halde dün mezkûr ordu dahi gayrimuntazam bir surette firar halinde ricata başlamış ve esnayı ricatta (geri çekilme sırasında) kıtaat yekdiğerine karışmış ve perişan olmuş bulunduğundan o cihetten de ümidi muvaffakıyet munkatı olmuş (sağlanmamış) ve umum ordu pek fena bir vaziyete düçar olmuştur. Bu suretle ordumuzun Ergene hattında dahi cem’i (bile toplanması) mümkün olmayıp Çatalca hattına çekilmekte bulunmuştur.

 

”1’inci ve 2’nci Şark (Doğu) orduları beş gündür devam eden son muharebede hayli mukavemet göstermiş ve takriben 20 bin raddesinde zayiata düçar olmuştur. (Bir hesap ve kitaba gayri müstenit (dayanmayan) rakamdır. Vesika ve medarı istinat kabul etmemelidir. M.N.) Benaberin (Bu kere) istifsar buyrulan (sorulan) mevaddı âtiyeye berveçhi âti cevap arz olunur.

 

”1- Plevne’de kuvvei maneviyesi mütezelzil olmamış (bozulmamış) bir ordu bulunduğu ve o esnada Kılaı Erbaa dahilinde ve Şipka’da kuvvei mühimmei Osmaniye düşmanı sarsmakta devam ettiği halde Şark (Doğu) Ordusu bilakis düşman önünde ricat ederek sarsılmış ve asker kıtaatı firar hasebiyle (nedeniyle) pek zayıflamış bir ordu bulunduğuna binaen o cihette birer Plevne vücuda getirmesi mümkün değildir. (Vekayi bu sözü iptal etmiş, bilakis İşkodra ve Yanya müdafaaları sadrazamın fikrindeki isabeti göstermiştir. M.N.) Vakaa Yanya ile İşkodra henüz düşmana karşı mukavemette berdevamsa da bunların asıl Garp (Batı) Ordusu’yla münasebetleri dolayısıyla harekâtı askeriye üzerindeki tesirleri hemen mefkuttur (yoktur). (Acayip! Yunan ordusunun kısmı küllisini, Karadağ ordusunun kaffesini (tümü) daha şimdiden tevkif etmiş ve Sırp ordusundan da kuvvet çekmeye başlamış olan bu mevkilerin mukavemeti nasıl istisgar edilebilir? (küçümsenebilir) M.N.)

 

”2- Şark (Doğu) Ordusu’nun ahvali mesrudeye (bildirilmiş olmasına) binaen Çatalca hattında cemi ve tevkifi bile ancak geride taze kıtaat celbi (çekmesi) sayesinde kabil olabilip buna muvaffakiyet hasıl olursa vakaa orada müdafaa kabil olabilir; ancak Bulgarların Makedonya’dan getirecekleri 3-4 Bulgar ve Sırp fırkasıyla yani 100 bin kişi ile takviyei kuvvet eylemelerine karşı bizim ancak Erzurum’dan kabili sevk iki fırkamız, yani 15 bin kişi kalmıştır. (Ne hesap! M.N.) Suriye’den gelecek fırkalardan kolera hesabıyla sarfınazar edilmiştir (vazgeçilmiştir). Bittabi 3’üncü müfettişlikten yani Şarki (Doğu) Anadolu’dan diğer kıtaatın celbi Şarki (Doğu) Anadolu’nun boş kalmasını mucip olacağından maada (başka) bu harbe iştirak etmek için vakit dahi müsait değildir.

 

”3- Bu halde ordunun Çatalca hattında iadei intizamı mümkün olursa orada müdafaadan başka yapılacak bir şey kalmamıştır.

 

”4- Şark (Doğu) Ordusu zaten gayrimuntazam (düzensiz) ve karışık bir surette ricat etmektedir (geri çekilmektedir). Şimdiden sonra bu ricat bir kat daha intizamdan âri olacaktır.

 

”5- Çatalca’nın temini müdafaası için şimdi elde mevcut kuvvei askeriye ile Erzurum’dan gelmekte olan 2 nizamiye fırkası derecei kâfiyede olması muhtemelse de, bunların orada tevkif ve iadei intizam edebilmeleri ve işbu kuvvei askeriyenin toplarını dahi beraber getirebilmesi şarttır. Halbuki yağan yağmurlardan dolayı yolların batak bir halde bulunmasından naşi (dolayı) topların bir kısmı azami terk edilmiş olduğundan kısmı cüzisinin Çatalca hattına getirilmesi memuldür (umut edilmekdedir). Elyevm Çatalca’da 4-5 batarya kadar top varsa da eski usuldedir. Orada Dersaadet’te bulunan taşralı efrattan teşekkül etmiş iki redif fırkası dahi varsa da kıymeti harbiyeleri yoktur demektir. Oraca yapılacak tahkimatın ikmaline kadar Şark (Doğu) ordusunun Bulgarları tevkif edemeyecegi (tutmayacağı) izahatı mesrudeden müsteban olmuştur (açıkça bildirilmiştir).

 

”6 – Bu hallere göre harbe nihayet verilmek üzere icabeden teşebbüsatı siyasiyenin bilâ ifatei vakit icrası lazımdır. Çatalca hattının tertibat ve ihzaratı görülmek üzere bugün Hadımköyü’ne hareket edileceği maruzdur (bildirilmiştir).. (Bizzat firara da güzel bir kulp takılmış olur”! M.N.).

 

Yarbay Nihat’ın bu telleşme üzerindeki düşünceleri aşağıdadır (1):

 

”Bu iki telgrafın yekdiğeriyle mukayesesi ne kadar mucibi ibrettir! İçlerinde asker azası kalmamış olan bir Heyeti Vükelâ; askeri bir heyeti âliye olan Başkumandanlık Vekâleti karargâhına nispet, harbin mahiyetini, siyasetle münasebetini ne kadar iyi anlamıştı: Sadrazam, harbi hazırın bir yıpranma harbi olduğunu, sebat ve mukavemetin asıl bulunduğunu, bu yapılmazsa siyaseten harbe nihayet vermek demek, memleketin hükmü idamını imzalamak olacağını gayet vazıh (açık) surette gösteriyordu; ”Heyeti Âliyei Askeriye” ise şimdiye kadarki muharebelerde ademi muvaffakıyet hâsıl olduğundan artık hiçbir ümit kalmamış olduğuna, adeta teslimi silahtan başka çare kalmadığına kani bulunuyordu ve hatta ”siz böyle şeyleri bilemezsiniz” manasında olarak sadrazama ders vermeye bakıyordu!..

 

”İlerde göreceğiz ki, Başkumandanlık ve Sadaret sonuna kadar böyle ayrı düşünmüşlerdi, Sadaret ”mutlak Çatalca’da sebat edip muvaffak olmalısınız” derken karargâhı umumi ”hayır yapamayız” demekte ısrar eylemiş ve bu muhaberat esnasında Çatalca muharebesi kendiliğinden olup biterek sadrazamın fikrini tasdik eylemişti…”

 

Osmanlı ordusu Bulgar ordusunca hemen hiç sıkıştırılmadan 3-8.11.1912 günleri içinde Çatalca’ya çekilir; Bulgarlar yorgunluk, çokçana kayıp ve bunların da üstünde ikmal ve iaşe güçlükleri ve komutanlığın yüreksizliği ve atılgansızlığı yüzünden Kırkkilise (Kırklareli) bozgunundan sonra da yapmış oldukları gibi, çekilen düşmanlarını sıkıca kovalayıp onu bir daha derlenip toplanmadan yok etmeye çalışmazlar.

 

Nâzım Paşa’nın, yukarıda görülen ve askerlikçe yapacak bir şey kalmamıştır, Bulgarlar isteyince İstanbul’a girerler diyen teli üzerine Sadrazam ve Meclisi Vükelâ bir yandan Başkomutanlığa yürek vermeye ve onu askerlikçe berkitmeye (güçlendirmeye) çalışacaklar, öbür yandan da savaşı siyasal ölçemlerle durdurmaya uğraşacaklardır.

 

Nâzım Paşa’nın işbu teli alındıktan sonra, yine 3 Sonteşrin’de (kasımda) Osmanlı büyükelçileriyle Bükreş Elçisi’ne özeti aşağıdaki tel yollanıp az önceki telle bildirilenlerin çabuklaştırılması istenilir ve durumun ağırlığı onlara anlatılır. Bu telde denilmektedir ki:

 

Dünden beri Çatalca’ya çekilen ordunun durumu çok kötü ve ağırdır (1) – 1878’de yapıldığı gibi (2) Bulgarların İstanbul’a girmelerinin önüne geçmek için çarçabuk siyasal önlemlere başvurmak gerekir – Bulgarların ilerlemesini durdurmak, savaşı kesmek ve barış görüşmelerine başlamak için büyük devletlerin çabuk yardımlarını ve işe karışmalarını sağlamak isteriz. Bırakışma olmaması daha iyi olur, çünkü bunun için karşılıklı komutanlar arasında görüşmeler gerekir, bu vakit kaybettirir (1) ve arada İstanbul düşüp karmakarışıklık (anarşi) olabilir – büyük devletlerin kararını çabuklaştırmak için başvurunuz -. Buradaki büyükelçilerin dileği üzerine tebaalarını güvenlendirmek için büyük devlet başına bir savaş gemisinin Boğaziçi’ne gelmesine izin verdik.

 

Bu iki tel yollanıldığı gibi Osmanlı Hariciye Nazırı İstanbul’daki büyükelçileri de görerek onlardan: önce bir bırakışma sağlamalarını (aşağı yukarı Balkanlıları bu yolda zorlamalarını) sonra da Balkanlılardan ve Türkiye’den barış şartlarını sormalarını ve bunları öğrenince aracılık ödevlerini yaparak bunları birbirine uydurmalarını yani aradaki aykırılıkları ortadan kaldırmaya çalışmalarını ister (2).

 

Görüldüğü gibi Osmanlı başvurması özet olarak büyük devletlere: Bulgar ordusunu durdurun ve konuşalım, demeye geliyordu, ister toprak bakımından, ister başka bakımdan neler vereceğini ve neleri gözden çıkarmış olduğunu söylemiyordu ve sezdirmiyordu ve barış şartlarını kararlaştımak işini büyük devletlere bırakmıyordu.

 

Hazinei Evrak’ta görmüş olduğumuz belgeler ve Meclisi Vükelâ zabıtları böyle bir şeyi sezdirmemekte ise de, o sırada padişah ve hükümetin Anadolu’ya, Bursa’ya gitmesi işi vükelâca görüşülmüştür; bu yolda, yayınlanmış olan yabancı belgeleri arasında izler bulunduğu gibi bazı Osmanlı ileri gelenlerinin hatıratlarında da bu iş üzerinde yazılar vardır. Bunlardan birkaçı aşağıdadır.

 

Eski Başmabeyinci Lütfi Simavi Bey, bu olaylardan bir buçuk yıl kadar sonra Avrupa’dan gelip padişahı gördüğünde (1913 yazı) Sultan Reşat hakkında (1):

 

”Balkan muharebesinden bahsederken Bulgarların Çatalca önünde bulundukları sırada Kâmil Paşa’nın kendisini Bursa’ya götürmek istediğini ve cevaben askerinin başında şehit olmaya hazır olup İstanbul’u katiyen terk etmeyeceğini beyan eylediğini hikâye etti” der.

 

Ne Balkan ne de acun (dünya) savaşında hiçbir an askerinin başına geçmemiş olan ve ilerde göreceğimiz gibi Kâmil Paşa’yı sevmeyen ve ondan kuşkulanan Sultan Reşat’ın bu sözünden anlaşılması gereken esas şey şudur ki: o sırada ilerde Çanakkale vuruşmaları sırasında olduğu gibi, hükümetin Anadolu’ya geçmesi düşünülmüştür; yani 93 (1877-78) seferinde yapıldığı gibi İstanbul tehlikeye düşecek olursa onu, geçici bir an için de düşman eline düşürmemek için, her ne bahasına olursa olsun barış yapılmayıp savaşın Anadolu’ya çekilerek sürdürülmesi konuşulmuştur.

 

O sırada Ticaret ve Ziraat Nazırı olan Mustafa Reşit Paşa ”Bir Vesikai Tarihiye” adlı yazısında, s. 8 ve 9’da, orduca her türlü ümidin kaybolduğunun başkomutanlıktan bildirilmesi üzerine, olan bitenleri şöyle anlatmaktadır:

 

”Bu bapta müdavelei efkâr olunduğu sırada düşmanın tahtı tehdidinde bulunan payitahtta ifayı vazife mümkün olmayacağından usul ve emsalden olduğu veçhile hükümetin Bursa’ya veya başka bir şehre nakli lazım geleceğine dair evvelce serd eylemiş olduğu fikri Noradungiyan Efendi tekrar ile bu hususta ne karar ittihaz olunduğu süferayi (elçiler) ecnebiye canibinden istifsar olunmakta (sorulmakta) idüğini beyan eyledi. Hükümetin başka bir mahalle nakledilmeyeceği kendisine ifade olunması üzerine hilafı usul ve emsal olarak hükümet İstanbul’da kaldığı halde süfera birer maslahatgüzara tevdii umur ederek Bursa’ya gitmek istediklerini müşarünileyh beyan ve sekiz yüz yetmiş tarihinde Prusya ve Fransa muharebesinde Paris tehdit altına düşmesi üzerine Fransa hükümetinin Bordo’ya nakledilmiş olduğunu teyidi müddea (ileri sürülmüş) yolunda ityan eylemiş (açıklamış) ise de bünyanı devletin (devletin yapısının) hususiyetine ve bazı devletlerin hakkımızda öteden beri malum olan menviyatına nazaran hükümetin başka bir şehre nakli halinde artık bir daha İstanbul’a avdet müşkül ve belki de müstahil (olanaksız) olacağını ifade eylediğimden ve şu fikir ve mütalaa nazarı dikkat ve ehemmiyete alındığından hiçbir hal ve kârda başka bir yere nakli idare olunmayacağının süferaya tebliğine karar verildi ve muhasamatı (düşmanlığı) artık hitama (sona) erdirmek üzere devletlerin vesayetine müracaat hususu dahi mevkii tezekküre konuldu. Devletler ilanı bitarafı ettiklerini ileri sürerek tavassuttan (aracılıktan) istinkâf etmeleri (çekinmeleri) mülâhazasına mebni evvel emirde bir mütareke akdi lazım geleceği reyinde bulunmuş isem de Sadrazam Paşa ile Hariciye Nazırı muharebenin artık hitama erdirilmesi hakkında düveli muazzamaya ve alelhusus İngiltere devleti fahimesine vuku bulacak müracaatımız behemehal kabul ve tervic edileceği (ilgi göreceği) kanaatine düşmüş olduklarından talebi tavassut için süferayı saltanatı seniyeye telgraf keşidesine Meclisce karar verilerek ol veçhile icrayı icabı Hariciye Nazırı’na havale olundu. Diğer taraftan Sadrazam Kâmil Paşa merhum burada bulunan süferayı ecnebiyeyi Babıâli’ye davet ederek Zatı Hazareti Padişahi İstanbul’u terk buyurmayacakları gibi vükelâ da vazifeleri başlarından ayrılmayacaklarını ve binaenaleyh Zatı Hazareti Mülkdarı ve Hükümeti Seniyeleri nezdlerine memur olan süfereanın da İstanbul’u terk etmelerine mümanaat (engel) olunacağını ve beyhude sifki dimadan ise muharebeye artık hitam (durması) verilmek üzere Bulgar ordusunun bulunduğu yerde tevakkuf etmesi zımnında tavassut (aracılık) eylemeleri hususunun devletlerine işarını süferayı müşarileyhime bir lisanı müessir ile ifade eyledi.”

 

Gerçekten Osmanlı hükümeti bu iki yola da, yani önce büyük devletlere ve sonra doğrudan doğruya Balkanlılara sıra ile başvuracak ve bu başvurmaların hiçbiri bir sonuç vermeyecektir; bunları az aşağıda anlatacağız ve bunlardan neden bir sonuç alınmadığını göreceğiz. İstenilen sonuç ancak Bulgar saldırısı Çatalca’da kırıldıktan ve Kâmil Paşa’nın Nâzım Paşa’ya gönderdiği yukarda gördüğümüz 2.11.1912 tarihli teldeki:

 

”Vaziyeti hazırai siyasiyemize nazaran Şark (Doğu) Ordumuzun Bulgarlara karşı muvaffakıyeti, hiç olmazsa bir mevkii müstahkem tutarak aylarca şedit mukavemeti (sert direnişi) temin olunabildiği halde… düşmanlarımız… müsalâhaya (silahlı çatışmaya) mecbur olacaklardır…”

 

Sözü yerine getirildikten sonra elde edilecektir.

 

Bu işin ayrıntılarına girişmeden önce hükümetin İstanbul’dan çıkması ve Anadolu’ya çekilmesi işi üzerinde birkaç söz söylemek isteriz. Mustafa Reşit Paşa’nın yazısından büyük devletlere ilk başvurma ile onların İstanbul’daki büyükelçilerini çağırıp İstanbul’dan çıkılmayacağının bildirilmesinin aynı veya hemen aynı zamanda yapıldığı anlaşılabilirse de belgelerin gösterdiği gibi bunlar ayrı iki olaydır; birincisi 3 ve ikincisi ise büyük devletlerin aracılık işinde atlatma yoluna girdikleri anlaşılmaya başladıktan ve Nâzım Paşa’nın ardı kesilmeyen, işi siyasa yolu ile bitirmek dilekleri çoğaldıktan sonra 7 Sonteşrin’de (kasımda) yapılmıştır.

 

Osmanlı hükümetinin istemiş olduğu aracılık işine dönelim; yukarda birçok yerde gördük, Bulgarların İstanbul üzerine yürümelerinden Rus hükümeti, Osmanlı hükümeti kadar kaygılanmaktadır; bu kaygı ve korku dolayısıyla Osmanlı hükümeti, Nâzım Paşa’nın durumu alabildiğine kötümseyen telleri üzerine, bir an önce bırakışma elde edilsin ve aracılıkta bulunsunlar diye sonteşrinde (kasımda) büyük devletlere başvururken Rusya da tıpkı bu gibi düşüncelerle ve yine işbu günde (hatta daha önce, çünkü Sazonof’un bu yoldaki genelgesi 2 Sonteşrin’de (kasımda) yollanılmıştır) büyük devletlere başurmaktadır; ancak Osmanlı hükümeti statüko temelini ileri sürerken, Rusya, Bulgarları İstanbul yolu üzerinde durdurmak düşüncesiyle davrandığını açıklayarak onları ve bağlaşıklarını dinizleyeceğini (durduracağını) sandığı birtakım barış şartları öne sürmektedir, bu şartlar şunlardır (1):

 

1) İstanbul’un padişahta kalması; sınırın: batıda Meriç ve kuzeyde o andaki Osmanlı-Bulgar sınırı olması.

 

2) Rumeli’nin kalan kısmının, Balkanlılar arasında onların daha önceki anlaşmaları gereğince bölünmesi.

 

3) Adriyatik kıyıları boyunca küçük bir Arnavutluk kurulması.

 

4) Sırbistan’ın denize ulaşması.

 

5) Romanya’nın Bulgaristan’la anlaşarak sınır düzeltmeleri sağlaması.

 

6) Aynoros’un İstanbul Rum Patriği’nin yönetimi altında erkinliği (serbestliği).

 

Bu belge 3 Sonteşrin’de (kasımda) Puankare’ye ve bir gün sonra Berlin’de Kiderlen’e verilecektir. Bu son olayı duyunca Puankare bundan hoşlanmaz, kızgınlığını İsvolski’ye söyler (1) ve bunu kendisine bildiren telin altına şunları yazar (özet):

 

İsvolski bunu bana dün üç teşrinde (ekimde) gösterdi ama öbür büyük devletlere de şimdiden bildirileceğini söylemedi; ben ona dedim ki: Edirne’nin Osmanlı’da kalmasını sağlamaya kalkışmak vakitsizdir ve Bulgarları yok yere kızdırabilir; Aynoros bölgesi için de böyle dedim.

 

Bu Edirne yüzünden Bulgarları elden kaçırmak kaygısını ve bu yolda kendisine verilen birçok öğüdü göze alan Rus hükümeti 3/4 Sonteşrin (kasım) gecesi başbakan, dışişleri ve deniz bakanları ve genelkurmay başkanı arasında yapılan bir toplantıdan sonra bu işten vazgeçer, bu toplantıda şuna varılmıştı (2):

 

Edirne, İstanbul’un anahtarı değildir, çünkü onu çevirerek İstanbul üzerine yürünülebilmektedir, dolayısıyla Edirne Bulgarlarda kalabilir.

 

Sazonof bu kararı bir zamanlar gizli tutup daha sonra Bulgarlara bildireceğini G. Lui’ye söyler.

 

Petersburg’daki İngiliz Büyükelçisi Bukanan’ın 5 Sonteşrin’de (kasımda) hükümetine bildirdiğine göre (1):

 

Bulgar elçisi, Rus hükümetine, İstanbul hakkında istenilen inancayı (güveni) (oranın Bulgaristan’a katılmayacağı inancasını) vermiş ve Bulgar hükümetinin Ayastefanos Anlaşması’yla olduğu gibi Edirne vilayetinin büyük bir kısmını istediğini söylemiştir. Sazonof, Enos-Ergene-Midya çizgisinin yeni sınır olmasını kabul etmiştir; Bulgar elçisi Edirne düşmedikçe hükümetinin barış yapamayacağını söylemiştir; Sazanof ise İstanbul düşmeden aracılığın başarılamayacağından korkmaktadır; Bulgar elçisine göre, hükümeti, Romanya’ya toprak vermeyi kabul etmemektedir.

 

Bu telden Sazanof’un Enos-Ergene-Midya sınırını kabul ettiğini kime, Bulgar elçisine mi, yoksa Bukanan’a mı söylediği pek açık olarak anlaşılamamaktadır; ancak Sazonof bu yoldaki kararı, az aşağıda göreceğimiz gibi, Bulgar hükümetine bildirmekte çok gecikmeyecektir.

 

Savaşın durdurulması ve aracılıkta bulunulmasını hep birlikte isteyen Osmanlı ve Rus hükümetlerinin dilekleri arasındaki aykırılığı yukarda gördük. 3 Sonteşrin’de (kasımda) bu yoldaki Osmanlı başvurması olunca Sazonof işbu hükümeti kendi yoluna getirmek ister ve hükümetinin dileklerini kendisine bildirmeye gelen Turhan Paşa’ya (2):

 

Korunulamayacak bir duruma girmiş olan Osmanlı toprak bütünlüğü sözünü ağıza almayın; Bulgar ilerlemesini durdurma yolu bu değildir, yazık ki birçok toprağı gözden çıkarmak zorundasınız; şimdi beni görmeye gelen Bulgar Elçisi, hükümetinin Edirne’yi almadan barışı düşünemeyeceğini söyledi; Avusturya, Bulgaristan’ı Sırp’a karşı kullanabilmek için azıtıyor; Arnavutluk, sultanın hükümranlığı altında özgür olmalı ve Makedonya Balkanlılar arasında paylaşılmalıdır.

 

Turhan Paşa’nın bu başvurmasından sonra Sazonof, İsvolski’ye İstanbul, aracılık ve barış işleri için birtakım yönergeler (1) yollar ve İsvolski bunlara dayanarak 5 Sonteşrin’de (kasımda) Puankare’ye iki eki olan bir mektup gönderir (2); özetleri aşağıdadır:

 

Rus hükümetinin düşüncesine göre Balkanlıları İstanbul yolunda durdurabilmenin tek çaresi, Edirne ve İstanbul’dan başka bütün Rumeli’nin daha önce bildirilmiş olan programa göre (3) kendilerinde kalacağının bütün büyük devletlerce Balkanlılara inancalanmasıdır (güvence verilmesidir). -Sazonof, Puankare’nin bu yolda büyük devletlere başvurmasını diler- Bunun sağlanılması (Balkanlıların durdurulması) en çok Almanya’nın Avusturya’ya vereceği öğütlere bakar- Sazonof çok gizli olarak şunu da ekliyor ki Balkanlıların İstanbul’a girmesi bütün Karadeniz Rus filosunun da oraya gitmesini gerektirir- Böyle bir Rus ölçeminin doğurabileceği arsıulusal karmaşmaları (karışıklıkları) önlemek için bildirilmiş olan Rus barış şartlarının Almanya ve Avusturya’da kabulünü sağlamak yolunda Fransa’nın elinden gelen her şeyi yapması gerekir- Balkan olaylarıyla duygulanan Rus kamuoyu Rus hükümetini çok güç bir duruma sokabilir.

 

İsvolski’nin bu mektubunun birinci ekine göre:

 

Turhan Paşa, Sazonof’a Balkanlıların İstanbul’a girmelerinin önlenilmesi için Osmanlı hükümetinin büyük devletlere başvurduğunu, işbu hükümetin bu olayı beklemeden Anadolu’ya çekilip İstanbul’u önüne geçilemeyecek anarşiye bırakacağını söylemiş (1)…

 

İsvolski’nin yazısına ekli olan notisin (notunun) sonu ve program (barış şartları) yukarda görmüş olduklarımıza benzediği için onları yazmıyoruz; buna sondan ikinci bölek olarak Sırbistan’a katılacak yerlerden Avusturya malları için özgür geçit sağlanmasının gerekeceği gibi bir hüküm eklenmiştir.

 

Yukarıda özetini görmüş olduğumuz üç belge bu işteki Rus durumunu aydınlatır.

 

Fransız düşünce ve durumu şöyledir (2): Osmanlı hükümetinin istediği, büyük devletlerin zorla bir bırakışmayı sağlamaları yani Balkanlıları durdurup Türklere soluk aldırmalarıdır, bunu yapmaya kalkışmak, Türklerden yana ve Balkanlılara karşı durum almak demektir; biz yalnız dostçasına bir aracılıkta bulunma dileğini göz önüne alabiliriz. Puankare, Rifat Paşa’ya bu yolda demeçte bulunurken, sözlerinin Türkiye’ce Balkanlıların dileklerinin ana çizgilerinin kabulü, yani hemen bütün Rumeli’nin elden çıkması demek olduğunu açıklar (3).

 

İngiliz hükümeti de böyle düşünmektedir, ona göre yalnız Avusturya ve Rusya, Bulgarları İstanbul yolunda durdurabilecek durumdadırlar; dolayısıyla İngiltere ve büyük devletler için yapılabilecek şey ancak Bulgarlardan ne gibi şartlarla duracaklarını sormaktır (1).

 

Almanya, Avusturya ve İtalya’nın takınacakları durum bildiğimiz sebepler dolayısıyla bir geciktirme durumu olacaktır, onlar, Osmanlı hükümetinin aracılık değil sadece bırakışma istediğini ve bu yolda ne düşündüklerini öğrenmek için Balkanlılara başvurulması gerektiğini ileri süreceklerdir (2).

 

O günlerde Almanya Doğu siyasasının aldığı yeni yönü aydınlatması dolayısıyla Kiderlen’in bir yazısının bazı kısımlarını aşağıya koyacağız; yukarda görmüştük ki Rusya, Bulgarların İstanbul üzerine ilerlemelerini durdurmak için, Balkanlıları hoşlandıracak sandığı 6 maddelik barış şartları anıklamış (hazırlamış) ve bunları 3 Sonteşrin’de (kasımda) Fransız ve 4 Sonteşrin’de (kasımda) de Almanya hükümetlerine bildirmişti ve bu son bildirişe Puankare kızmıştı.

 

Kendisine hükümetinin önermesini (önerisini) bildiren ve Bulgarların İstanbul’a girmelerinin hep birlikte önlenmesini ve bunun için Balkanlılara hep birlikte Meriç’in batısında kalan yerlerin sağlanılacağının inançlanılmasını isteyen Rus büyükelçisiyle konuşurken Kiderlen-Vahter, Avusturya-Macaristan’ın, Sırbistan’ın Adriyatik’e çıkmasına göz yumamayacağını ve Sırbistan’ın ancak Ege denizine çıkabileceğini söyler; bu ise en başta Sırbistan’la Yunanistan’ın arasını bozmak demekti.

 

Kiderlen, Rus büyükelçisiyle bütün bu konuştuklarını Viyana’daki Alman elçisine yolladığı bir yazıda anlattıktan sonra, özet olarak şunları ekler (1):

 

Kont Berştold’dan sorunuz ki, ister doğrudan doğruya, ister bizim yolumuzla, Rus hükümetine şu düşüncenin bildirilmesini doğru bulur mu:

 

”Bizim yani Almanya ile Avusturya – Macaristan’ın, Bulgaristan’ı İstanbul’a yürümekten alıkoymakta hiçbir asımız (çıkarımız) yoktur; ancak bunun tersine olan Rus asısını (çıkarını) anlarız. Rusya’nın da Sırbistan’ın Adriyatik denizine doğru genişlemesine karşın bir asısı (çıkarı) yoktur, ama bu ancak Arnavut ülkesine tecavüzle olabilir; buna da Avusturya – Macaristan müsaade edemez. Genel olarak Balkanlar’da durumun düzenlenmesi, ancak şu düstura göre olmalıdır: yeni ülke kazançları, bir Balkan ırkının asısı (çıkarı) için bir başka Balkan ırkının zararına olarak değil, yalnız Türkiye’nin zararına olarak, gerekleştirilmelidir.

 

”Belki Avusturya – Macaristan’la Rusya arasında şöyle bir aralama anlaşması yapılabilir: Avusturya – Macaristan kendi asıları (çıkarları) ile birlikte (2), Rusya’nın İstanbul ve Edirne hakkındaki isteklerini destekler, öte yandan Rusya, Adriyatik’e doğru giden bir yoldan (yani Arnavut ülkesinden) vazgeçmesi için Sırbistan üzerinde etkide bulunur; buna karşılık Sırbistan, Ege’ye doğru her türlü genişlemede özgür bırakılır.”

 

Bu önerme (öneride) Rusya’ya: Batı Balkan işlerinde bize yardım et, biz de sana Doğu Balkan işlerinde, Edirne ve İstanbul işlerinde yardım ederiz demekti, bir yandan da Sırbistan’ı Yunan’a karşı kışkırtmaktı. İlerde bir belgede göreceğimiz gibi Rusya bu önermeyi açıkça kabul etmezse de Bulgarlar İstanbul yolu üzerinde Çatalca vuruşmasıyla durdurulduktan sonra Boğazlardaki Rus isteklerine yardım edilmesi karşılığında, Sırpların Adriyatik üzerindeki isteklerine yardım etmemeye eygin (yatkın) oluduğunu el altından Almanya ve Avusturya’ya duyurmaya çalışır. Sonuçta Rusya, Bosna-Hersek işinde kapılmış olduğu oyuna yine kapılır; Sırbistan Adriyatik denizinde bir limana yerleşemez, yani Avusturya’nın istediği olur, ama Rusya’nın Boğazlar üzerindeki dileklerinin hiçbiri gerçekleşemez.

 

Bulgarları İstanbul yolu üzerinde durdurmak amacını güden Osmanlı ve Rus başvurmaları böylece bir sürü konuşmaya yol açacak ama edimsel bir sonuç vermeye duracaktır.

 

Bunlar yapıladursun Osmanlı askeri durumuna dönelim:

 

4 Sonteşrin’de (kasımda) saat 17’den az sonra Maarif Nazırı Şerif Paşa, Nâzım Paşa ile makine başında şöylece konuşur (1):

 

Şerif Paşa: ”Çatalca hattında hiç olmazsa 6, 7 gün mukavemete imkân var mıdır? Meclisi Vükelâ kararıyla, buna cevabı kati bekliyorum.”

 

Nâzım Paşa: ”Ordu henüz hali ricattadır. Çatalca hattında tecemmü (toplanma) ve düşmanın hattı mezbur (adı geçen) önüne muvasalatla müsademata başlaması 5-6 güne mütevakıf olduğu tahmin edilmektedir. Ordu icra ettiği müteaddit ricatlarda (çeşitli geri çekilmelerde) maateessüf düşmana çok top terk etmiş olduğundan Çatalca hattında sebat (durma) ve mukavemetin derecesi, birlikte getirebileceği top ve eslihanın (silahın) miktarına ve meşhut olacak (görülecek)  ahvali ruhiyeye tâbi olduğundan şimdiden neticesi kestirilemez.”

 

Bu konuşmadan sonra Nâzım Paşa bir kere daha her ne olursa olsun bir an önce bırakışma ve barış yoluna gidilsin diye sadarete başvurur ve 5 Sonteşrin (Kasım) sabahı şu yazıyı yollar (1):

 

”Vaziyeti hazıra berveçhi âti tafsilat ve mütalaatın itasına lüzum göstermektedir. Şöyle ki: Bundan evvelki telgrafname ile de arz olunduğu veçhile ordu Çatalca hattının gerisinde tecemmü etmek (durmak) üzere ricat etmektedir (geri çekilmektedir). Bu tecemmüün ikmali ve Bulgar ordusunun hattı mezbur önüne muvasalatla tekrar müsademata (silahlı çatışmaya) başlaması beş altı günden evvel vuku bulmayacağı tahmin olunmaktadır. Maateessüf şimdiye kadar yapılan ricatlarda birçok top terk edilmiş olduğu gibi, müteaddit esbap ve avamil (çeşitli nedenler ve etkenler) tesiriyle ordunun her türlü kuvvei maneviye ve maddiyesi de tamamen bozulmuş olduğundan ve elde miktarı kâfi top bulunmaması hasebiyle zaten hali matrukiyette (zayıf) kalmış olan Çatalca hattının şu birkaç gün içinde usulü cedideye (yeni) tevfikan berveçhi matlup (istenen) tahkim ve teslihi (silahlanma) de mümkün olamayacağından ve zaten şimdi karşımızda adeten bize faik (üstün) olan düşman Makedonya cihetinde serbest kalmış olan kuvayı askeriyesini şimendiferle bu tarafa celbederek tefevvuku hazırasını büsbütün tezyidedebileceğinden ve buna mukabil bizim Şarki (Doğu) Anadolu’dan ancak 15-20 güne kadar getirebileceğimiz 15-20 bin kişilik bir kuvvei imdadiye ile ihrazı tefevvuk etmekliğimiz (üstünlüğü sağlamamız) kabil olamayacağından, Çatalca hattında yapılacak muharebenin neticesi meşkûktur (kuşkuludur). Bilakis böyle bir muharebe neticesinde ordunun büsbütün dağılması ve düşmanın bilfiil payitahta girmesi gibi maazallah pek elim ve vahim ahval tahaddüs etmesi muhtemeldir. Binaenaleyh şimdiye kadar yaptığı müteaddit huruçlarda (çeşitli çıkışlarda) muvaffak olmuş olan Edirne mevkii müstahkemi ile beraber Şkodra, Manastır, Yanya ve Selanik mevkileri de daha elimizde iken ve Bulgar ordusu İstanbul’un pek yakınında bulunan ve kapısı demek olan Çatalca önlerine kadar gelip payitahta karşı bir vazı tehdit almadan ve Edirne vilayetinin büyük bir kısmını henüz zapt ve istilasına geçirmeden (?) ve ordumuz büsbütün dağılmadan evvel devletçe harbe nihayet verilmesi ahval ve şeraiti hazıra tahtında en salim bir hareket olmak üzere görülmektedir. Buna nazaran hükümeti seniyenin iktiza eden tedabiri siyasiyeyi (gereken siyasi önlemleri) ittihaz etmesi (alması) tahtı vücuptadır (gereklidir). Teşebbüsatı siyasiyenin ikmaline kadar ordunun arz olunan iktidarı maddi ve manevisinin müsaadesi derecesinde müdafaaya çalışılacağı ve hissemize ait her türlü fedakârlığın ihtiyariyle son vazifei askeriye ve vataniyenin ifa edileceği tabiidir.”

 

Görüldüğü gibi Nâzım Paşa bir an önce bırakışma ve barış olması için hükümeti sıkıştıradurmaktadır.

 

Osmanlı hükümetinin büyük devletlere ikinci başvurması:

 

Nâzım Paşa’nın yazısının alındığı gün Bulgar ilerlemesini durdurmak düşüncesiyle Noradungiyan Efendi, Bompar’la yeniden görüşür ve aralarında yeni bir başvurma konusu olmak üzere şöyle bir metin kararlaştırılır:

 

”Şurası anlaşılmalıdır ki Osmanlı hükümeti çarpışmaların hemen durdurulması ve barış şartlarının kararlaştırılması için büyük devletlerin hep birlikte aracılıkta bulunmalarını diler (1).”

 

Bu başvurmadaki yenilik, görüldüğü gibi büyük devletlerin Bulgar ordularını durdurmalarına karşılık olarak onlara, aralarında barış şartları kararlaştırmak hakkının tanınmasıdır. Bunda, onların önerecekleri şartların kabul edileceği söylenilmemekle birlikte, bu eski başvurmaya göre büyük devletlere daha büyük yetki vermek demekti.

 

Bompar’ın bunu bildiren telini alınca Puankare, bunu bir genelgeyle büyükelçilerine bildirir ve yanında bulundukları hükümetlerden düşüncelerini sormalarını ister. (6.11.1912) (2).

 

İşbu yeni Osmanlı önermesiyle barış şartlarını da kapsayan yukarıda gördüğümüz Rus önermesinin (önerisinin) yankılarını gözden geçirelim.

 

Puankare 6 Sonteşrin’de (kasımda) Rus barış şartlarını (3 ve 5 Sonteşrin’de kendisine bildirmiş olduğunu yukarıda gördüğümüz şartlar) Londra’ya bildirir ve İsvolski’ye şu yolda karşılık vermiş olduğunu ekler (3):

 

1) Yeni Türk başvurmasını (Bompar’la anlaşılarak yapılan 5.11.1912 tarihli ikinci başvurma) benim öbür büyük devletlere bildirişim ve Avusturya’ya karşılığı (4) bizi müddeialeyh durumuna sokmuştur, bu durumda kalmak daha çok işimize gelir: şimdi aracılık şartlarını açıklamak üçlü bağlaşma devletlerine düşer.

 

2) Ancak eğer Rusya şimdiden bizim bir tasar ileri sürmemizi istiyorsa buna Fransa yalnız başına girişemez ve bunu Rusya ve İngiltere ile birlikte yapabilir.

 

3) Fransa genel olarak Rus tasarını beğenmektedir, ancak şunlara bakışı çekmek ister: a) Edirne’yi Bulgar bölgesinin dışında tutmak doğru olmaz, Bay Sazonof’un da işte bizim gibi düşündüğünü sanmaktayım: b) Avusturya malları için sağlanılacak özgür geçit (başlıca Selanik’e doğru) dar bir anlamdadır ve Avusturya’nın onaşamayacağı (onaylayamayacağı) bir biçimde yazılmıştır; c) Aynoros işini şimdiden kesip atmak belki doğru olmaz.

 

Bu sırada ve bu işle ilgili olarak, İngiltere hükümeti, Rusya’yı son aşamada kuşkulandıran bir düşünceyi Fransa ve Rusya’ya bildirir, o da İstanbul ve Selanik’in arsıulusallaştırılmaması, yansızlaştırılması ve Tanca’nınkine benzer bir biçime sokulmasıdır (1), bu, Rusya ile gözlerini dikmiş olduğu amacı (İstanbul) arasına arsıulusal bir duvar çekmek istemekti. Bunu duyunca çok canı sıkılan Londra’daki Rus büyükelçisi Rusya için birbirinden ayrı iki sorun: Balkanlar ve İstanbul sorunları olduğunu biteviye söylemekte ve Bulgarların İstanbul yolu üzerinde durdurulması için başvurmalarını yenilemektedir. Rus karşıtlığı dolayısıyla bu İngiliz önermesi (önerisi) üzerine bir şey yapılmayacaktır.

 

İşbu Rus barış şartları üzerindeki Alman iç düşüncesini ve Almanya’nın bunlardan asılanarak (yararlanarak) Sırpların Adriyatik’e çıkmaları ve Bulgarların İstanbul’a girmeleri işlerini Rusya ile bir pazarlık konusu yapmak istediğini yukarıda gördük. Bu iş üzerinde Kiderlen’in açık olarak aldığı durum ise şudur (2):

 

Bu şartlar genel olarak iyidir, Arnavutluk, Türk egemenliği altında şerit gibi bir yolla İstanbul’a bağlanmaktan vazgeçmeli, Arnavutluk yalnızca sözde kalacak olan padişahın hükümranlığı altında erkin olmalı, İstanbul ve büyükcene bir bölge Osmanlı’da kalmalı, Sırbistan’a Adriyatik’te bir çıkış vermektense ona bu çıkışı Ege denizinde vermek daha kolay olur.

 

Jül Kanbon’un yazdığına göre kendisi ve Berlin’deki Rus ve İngiliz büyükelçileri, Alman dışişleri bakanının, uzun zaman Avrupa’yı yeni aykırılık ve karşınlıklardan korumak için Rumeli işini geniş ölçüde çözümlemeye eyginliğine (yatkınlığına) şaşmaktadırlar. O, Bulgarlardan yana Ruslardan da ileri gitmektedir, çünkü Rus, Edirne’yi Osmanlı’da bırakmak isterken (o anda yukarıda gördüğümüz yeni Rus kararı daha duyulmamıştı) o, eğer Bulgarlar Edirne’yi alabilirlerse ellerinde kalması gerekeceğini söylemektedir, onca en önemli sorun Sırbistan’ın Adriyatik’e çıkması işidir.

 

Bu Rus şartları üzerindeki Avusturya görüşü de şudur (1):

 

Statüko artık korunulamaz -Tasarı değiştirilmelidir- Avusturya’nın komşu devletin (Sırbistan) büyümesine onaşması (yanaşması) işbu devletin kendisine karşı bir siyasa gütmeyeceğini inançlamasına bakar; yalnız adançlar yetmez; arada ortak asılar (çıkarlar) yaratmak için sürekli tutumsal (ekonomik) ilişkiler ve tecimsel (ticari) anlaşmalar ister -Karadağ için de Sırbistan gibi olmalı- Sırbistan için Adriyatik’e ulaşma olamaz -Arnavutluk’a yaşamak ve gelişmek olanakları verilmeli- Romanya’nın haklı dilekleri gözde tutulmalı- Sınırlarımızda yersel düzeltmeler, az toprak (?) (2), büyüme istemeyiz- Balkanlılar bugünkü tecim (ticari) antlaşmalarını veya benzerlerini sürdüreceklerini inancalamalıdırlar (inanmalıdırlar)- Selanik özgür liman olmalıdır, Avusturya ile işbu özgür veya yansız liman arasında gidiş geliş özgenliğini sağlayan (arsıulusal) anlaşmalar yapılmalıdır.

 

Görüldüğü gibi Avusturya, Doğu Balkanlar ve Edirne işlerine, açıktan açığa olsun, karışmamaktadır.

 

Şimdi 5 Sonteşrin (kasım) tarihiyle ve Bompar ve Rifat Paşa yolu ile Fransa hükümetine ve Osmanlı öbür büyükelçileri yolu ile de bütün büyük devletlere yapılmış olan ikinci Osmanlı başvurması üzerine büyük devletlerin açıkladıkları düşüncelere gelelim.

 

Puankare, Bompar yolu ile Osmanlı hükümetine karşılıkta bulunur (1):

 

Fransa bu iş üzerinde büyük devletlerle görüşecektir. Aracılık sözü her türlü baskı düşüncesini bir yana bıraktırır, dolayısıyla öbür savaşçı devletlerden işbu aracılığı kabul edip etmeyeceklerinin sorulması gerekir.

 

Puankare hatıratında, Rifat Paşa’nın Sadrazam ve Hariciye Nazırı’nın, Bulgarlar Çatalca’yı zorlamadan Avrupa’ca aracılık etmesinden direndiklerini söylemesi üzerine yukarıdaki karşılıkta bulunmuş olduğunu yazmaktadır (2).

 

İşbu 6 Sonteşrin (kasım) gününde Rusya, iki önemli kararını bildirir: Sazonof işbu günde Bulgarların Edirne’ye girmelerine karşı olmadığını Sofya’daki elçisine teller (3). Yine bu günde Sazonof bağlaşıkların İstanbul’a süreksiz olarak girmelerine karşı olmadığını Londra ve Paris’teki büyükelçilerine teller ve onlar da bunu 7 Sonteşrin’de (kasımda) İngiliz ve Fransız hükümetlerine bildirirler (1). Rusya’nın neden böyle davrandığı G. Lui’nin 10 Sonteşrin (kasım) tarihli bir telinden anlaşılmaktadır, bu tele göre (2):

 

Sazonof istemeyerek Bulgarların İstanbul’a girmesine katlanmaktadır; ancak onların orada kalmaları olasılığını göz önüne getirmek bile istemiyor; öyle anlaşılıyor ki Avusturya’nın Bulgarları kazanmak ve Rusya’dan ayırmak için onları İstanbul’a gitmeye kışkırttığı bu sırada o (Sazonof) Bulgarları gücendirmemeye uğraşıyor.

 

Sazonof bir yandan da Bulgarlar İstanbul’a girmeden önce Rus Karadeniz donanmasını İstanbul’a yollamak için kapı yapmaya çalışmaktadır; kendisini, ikinci Osmanlı başvurması dolayısıyla gören, Turhan Paşa’ya (3) aracılıkta bir başarı ummadığını, çünkü ilk başvurmadan bir sonuç çıkmadığını, Bulgarların durmayacaklarını ve doğrudan doğruya barış yapmak isteyeceklerini söyledikten sonra, büyük devletlerin İstanbul’a ikişer savaş gemisi gönderdiklerini ve Türk asıları (çıkarları) bakımından da Rusya’nın daha çok gemi göndermesi gerektiğini ekler.

 

Bir gün önce 5 Sonteşrin’de (kasımda) Londra’da Avam Kamarası’nda Grey ve Peşte’de Meclis’te (deleguation) Berştold artık statükonun kalamayacağını açıklarlar. Grey der ki:

 

Benim bildiğime göre kimse, hangi şartlarla barış yapacaklarını söylemek hakkını Balkanlıların elinden almayı düşünmemektedir.

 

Berştold ise şöyle der: Balkan yenleriyle (galibiyetiyle) doğan durumu geniş ölçüde göz önünde bulundurmaya ve böylelikle Balkanlılarla sürekli ve dostçasına bir anlaşmanın temellerini kurmaya anıkız (hazırız). Ancak öbür yandan devletimizin haklı asılarının (çıkarlarının) korunmasını istemekteyiz.

 

İngiltere ve Avusturya Dışişleri Bakanları’nın işbu sözleri, ”savaşın sonucu ne olursa olsun Balkanlar’da toprakça değişiklikler olmayacağı, yani toprak statükosunun korunulacağı” üzerine büyük devletlerin önceden yapmış oldukları demeçlerin geri alındığını acun (dünya) kamuoyuna bildirmekte idi.

 

Kaynak: BİRİNCİ BALKAN SAVAŞI Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. Haziran 1999
belgesi-2770

Belgeci , 2422 belge yazmış

Cevap Gönderin